anksiyete terapisi

Anksiyete Bozuklukları Nelerdir?

anksiyete bozuklukları türleri

Anksiyete (Kaygı Bozukluğu) Nedir? Anksiyete Bozukluğu Türleri Nelerdir? 

Kaygı gelecekte yaşanma ihtimali olan olası bir tehlike hakkında duyulan genel endişe durumudur. Korku yaşanılan andaki bir tehlikeye karşı verilen alarm tepkisidir. Anksiyete ise insanların stresli durumlara karşı verdiği doğal bir korku ve panik duygusudur. Ancak duyulan korku ve panik duygusu aşırı ve uzun süreli olup yaşamınızı zorlaştırıyorsa bu durum kaygı bozukluklarını da beraberinde getirebilir. Fizyolojik olarak anksiyete belirtileri çarpıntı, nefes almada güçlük, hızlı hızlı nefes alma, ellerde ve ayaklarda titreme, aşırı terleme gibi belirtiler iken psikolojik belirtileri ise sıkıntı, heyecan, aniden çok kötü bir şey olacakmış hissi ve korkusu sayılabilir. Anksiyete bozukluğu türleri şunlardır:

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu, 
  • Obsesif Kompulsif Bozukluklar 
  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu 
  • Özgül Fobiler  
  • Sosyal Kaygı Bozukluğu, 
  • Panik Atak Bozukluğu olarak çeşitli gruplara ayrılır. 

Yaygın Anksiyete Bozukluğu 

Çoğumuz arada sırada endişelenir, kaygılanır ve olası tehlikelere karşı planlar yaparız. Buradaki kaygı duygusu bizim hayatta kalmamıza yardımcı olan uyuma yönelik bir duygudur. Fakat bazı bireylerde sürekli ve aşırı bir şekilde uygun olmayan endişe durumu gözlemlenmektedir. Kişi sürekli, sıradan olay ve etkinlikleriyle ilgili aşırı endişe duyar ve bu endişeyi kontrol etmekte zorlanır. Bu duruma yaygın anksiyete bozukluğu deriz. Çok sık görülen bu anksiyete bozukluğu türünde; bireyde huzursuzluk, aşırı heyecan, kolay yorulma, düşüncelerini yoğunlaştırmada zorluk ya da zihnin durmuş gibi olması, kas gerginliği ve uyku bozukluğu gibi bulgular eşlik edebilir. Kadınlardaki yaygınlık oranı erkeklerden neredeyse iki kat daha fazladır. Genellikle erken yaşlarda başlar ve ortaya çıkma açısından en riskli dönem genç erişkinlik dönemi, 15-25 yaş arasıdır. Yaşla birlikte kaygı duyarlılığı da artabilir. Kesin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber hastalığın oluşmasında biyolojik ve psikososyal nedenlerin etkili olabileceği düşünülmektedir. Yani kalıtımsal faktörlerin yanı sıra çocukluk döneminde yaşanan deneyimler ve stres verici yaşam olayları da bozukluğun gelişmesinde etkili olabilir.  Yaygın anksiyete bozukluğu tedavisi genellikle ilaç ve psikoterapinin bir kombinasyonundan oluşur. Ek olarak, kas gevşetme egzersizleri, derin nefes alma ve biofeedback gibi gevşeme tekniklerinin de yardımcı olabileceği düşünülmektedir. 

Obsesif  Kompulsif  Bozukluk (OKB) 

Anksiyete bozukluğu türlerinden biri olan OKB, 2 alt başlıktan oluşmaktadır. Obsesyon (saplantı) tekrarlayıcı ve rahatsız edici duygu, düşünce, fikir ya da histir. Kompulsiyon (ritüel) ise sayma, kontrol etme ya da kaçınma gibi bilinçli olarak yapılan tekrarlayıcı davranışlardır.  Obsesyonlar kişinin kaygı düzeyini artırırken, kompulsiyonlar kaygı düzeyini azaltır. En sık rastlanan obsesyonlar arasında: Kirlilik – hastalık bulaşma obsesyonu (Bireyde mikropların, kirin veya kimyasalların kendisini “kirleteceği” korkusu vardır. Bu korkuyu azaltmak için, birey ellerini ya da kendi vücudunu defalarca yıkayabilir,  çevresini temizlemek için uzun saatler harcayabilir.)  Kuşku- kontrol etme obsesyonu (Bireyde kapı kilitlemeyi unutmak, ütünün prizde olup olmadığını kontrol etmek, gaz sobasını kapatmayı kontrol etmek gibi çeşitli obsesyonlar oluşur. Bu yüzden bireyler kendine veya başkalarına zarar verme korkusunu azaltmak için defalarca kez bu durumu kontrol edebilir. Agresyon ve zarar verme obsesyonları (Bireyler istemeden ya da bilerek başkasına zarar vermekten korkarlar.) Simetri obsesyonları (Bireyler yaşadıkları rahatsızlığı azaltmak için etraflarındaki nesneleri sıraya dizerler ya da düzenlerler. Bazı insanlar, kitaplar gibi nesneleri belirli bir sıraya koymayı veya ev eşyalarını tam simetrik bir şekilde düzenlemeyi isteyebilir.) Obsesif-kompülsif bozukluğun nedeni tam olarak anlaşılamamakla birlikte biyolojik ve çevresel faktörlerin; taciz, travmalar, hastalık, öğrenme gibi çeşitli faktörlerin etkili olduğu gözlemlenmiştir. OKB kendi kendine tedavi edilebilen bir hastalık değildir. Bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. İlaç ve bireysel terapiler sık kullanılan terapi teknikleri arasındadır. Psikoterapide belirli bir program izlenerek bireyin sıkıntılarıyla ve kompulsiyonlarını arttıran durumlarla yüzleşmesi sağlanmaktadır. Maruz bırakma ve tepki önleme tedavileri kullanılabilir. Örneğin OKB’li danışanlardan sıkıntı veren durumları hiyerarşik bir şekilde sıralamaları istenir. Daha sonra kendilerini hayali olarak o durumu, eylemi gerçekleştirirken düşünmeleri istenebilir bu şekilde son adım olarak o durumu gerçekleştirmeleri istenir. Maruz bırakma ve aşamalı duyarsızlaştırma tekniğiyle genel olarak sağlıklı bir ilerleme kat edilebilir. Erken teşhis büyük önem taşımakla birlikte tedavi süresini de kısalttığı gözlemlenmiştir. 

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

DSM-4’ de göre travma sonrası stres bozukluğu bir kaygı bozukluğu olarak sınıflandırılır. Bunun nedeni genelleştirilmiş korku ve endişe duygularını içermesidir. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB),  bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır yaralanma, doğal afet, bireyin fiziksel yaşamını tehdit eden bir saldırı ile karşılaşması gibi ağır travmalar sonrasında ortaya çıkan bir bozukluktur. Travmatik olayın tekrar tekrar yaşanması, olayı hatırlatan uyaranlardan kaçınma ve yüksek kaygı duyma gibi semptomlarla kendini gösterebilir. Semptomlar üç aydan kısa sürdüğünde “akut”, daha uzun sürerse “kronik” TSSB adı verilir.  Travmatik olaylar, beklenmedik zamanda ve kontrol dışında geliştiğinden bireyin hayatında ciddi sorunlara neden olabilir. Aslında yaşadığımız toplumda travmalara yol açabilecek olaylar (savaş, kazalar, tecavüz, saldırılar, afetler) çok yaygındır. Özellikle yaşanan bir deprem tecrübesinden sonra TSSB ve depresyon oranlarında artış gözlemlenmiştir. Fakat bir olayın travmatik etki yaratıp yaratmaması travmanın niteliği kadar, kişinin baş etme gücüne ve olayı nasıl algıladığına da bağlıdır. Düşünceleri veya duyguları bastırma/kontrol alma çabası, bireyin travmatik anıyı unutma çabaları olabilir. Ancak bastırılan duygu ve düşünceler sıklıkla gün yüzüne çıkabilir. Tüm bunlara ek olarak,  travma yaşayan bireylerin çevrelerinden aldıkları tepkiler de çok önemlidir. Örneğin, aile bireyleri ya da arkadaşlar kişi ile nasıl konuşacağını bilemediğinden konuşmaktan çekinebilirler. Bu da kişide “kimse benimle ilgilenmiyor / yaşadıklarıma kimse inanmıyor / benim hatalı olduğumu düşünüyorlar” gibi çeşitli düşünceler oluşturabilir. Travma sonrası stres bozukluğu etkilerini azaltmak için yapılabilecek olan çeşitli yöntemler vardır. Örneğin, doğal afetler kaçınılmaz olsa da önceden hazırlıklar veya planlar yapılabilir. Travma yaşama olasılığı yüksek olan meslek gruplarına önceden hazırlıklı olmalarını sağlamak için stresle başa çıkma teknikleri eğitimi verilebilir. İnsanların zorlu, travmatik olaylarla başa çıkmalarına yardım etmek amacıyla psikoterapi de geniş ölçüde kullanılan bir terapi türüdür. Diğer yandan telefonla yardım hatları, psikolojik İlk yardım uygulanır. Psikolojik İlk yardım genellikle akut bir stres durumu sonrasında uygulanır .    Travma Sonrası Stres Bozukluğunda tedavi genellikle ilaç ve psikoterapi olarak iki koldan ilerleyebilir. Psikoterapide danışanın duygusal tepkilerinde bir azalma olana dek, travma yaratıcı olayı tekrar tekrar anlatması istenir. Bu teknik uzun süreli maruz bırakma tekniği olarak da bilinir. Uzun süreli maruz bırakma tekniği travma belirtilerini azaltmak amacıyla diğer tekniklerle de desteklenebilir. Örneğin, Gevşeme tekniklerinin fayda sağladığı gözlemlenmiştir. İlaç takviyesi çoğunlukla  birey yoğun fiziksel ağrılar, sersemletici, istenmeyen düşünceler ve uyku sorunları gibi problemlerle yüzleşiyorlarsa önerilebilir. Özellikle depresyonla birlikte görüldüğünde, antidepresan ilaçlar birçok hastalık belirtisini yatıştırmakta yararlıdır.  

Özgül Fobi  

Özgül fobi; bir nesne, olay ya da durumdan sürekli ve aşırı derecede korkma durumudur. Korkulan nesneler ve durumlar arasında hayvanlar, fırtınalar, gök gürültüsü, yükseklik, hastalık, yaralanma ve ölüm gibi çeşitli değişkenler bulunabilir. Eğer bu değişken, olay ya da durumlar ortada yoksa bireyde herhangi bir korku veya kaygı belirtisi ortaya çıkmaz. Yani bireyin yaşamı etkilenmemektedir. Ancak fobi nesnesi, olayı ya da durumu ile karşı karşıya gelirse bireyde aşırı veya anlamsız, belirgin ve sürekli korku başlar, hatta panik atak biçimini alabilir. Bu yüzden birey sürekli bu durumlardan kaçarak istemeden de olsa  yaşantısını kısıtlar. Örneğin, klostrofobik bireyler asansöre binmemek için çok çaba harcayabilirler ve bunun için çok sayıda katı merdiven ile çıkmayı göze alabilirler. Aslında bu kaçınma davranışları fobilerin en önemli ve en belirgin özellikleri arasında sayılabilir. Özgül fobiler daha çok kadınlarda görülmektedir. Özgül fobilerin ortaya çıkmasında doğuştan getirdiğimiz genetik özellikler kadar çevresel faktörler ve deneyimlerimizin de etkili olduğu düşünülmektedir. Ayrıca klasik koşullanmanın ve gözlemsel öğrenmenin de etkili olabileceği yönünde bulgular vardır. Yani önceden nötr olan bir uyarıcı, travmatik ya da acı verici bir olayla eleştiğinde birey koşullanabilir. Dahası, Özgül fobiler bir kez edinildikten sonra diğer benzer nesne ya da durumlara genellenebilir. Örümcekten korkan bir bireyin bütün böceklerden korkması gibi.   Özgül fobilerin tedavisinde davranış terapisinin bir türü olan maruz bırakma terapisi sıklıkla kullanılır. Bu terapide danışanlar aşamalı olarak en çok korktukları durumla yüzleştirilirler. Örneğin köpek korkusu olan bir birey öncelikle oyuncak köpeğe dokunur, daha sonra yavru köpeğe ve en son gerçek köpeğe dokunur gibi.  Maruz bırakma tekniğiyle bireyin duyarsızlaşması sağlanabilir. Ayrıca gevşeme egzersizleri de uygulanabilir. Eğer bireyde ciddi panik ataklar gözleniyorsa ilaç tedavisiyle de ilerleme kat edilebilir.   

Sosyal Kaygı Bozukluğu 

Diğer adıyla sosyal fobi, anksiyete bozukluğu türlerinden bir diğeridir. Sosyal kaygı bozukluğunda bireyler sosyal hayata karşı aşağılanacakları, reddedilecekleri, komik duruma düşecekleri gibi endişelere kapılarak yoğun bir kaygı yaşarlar. Kalabalık önünde konuşmaktan korkma, yeni insanlarla tanışmaktan çekinme ya da kalabalık ortamlarda yemek yemekten kaçınma gibi belirtiler gösterebilirler. Bireylere çarpıntı, titreme, gerginlik, midede rahatsızlık hissi, ağız kuruluğu gibi bedensel yakınmalar eşlik edebilir. Ayrıca bireyler kendilerine karşı acımasız eleştirilerde bulunmaya meyilli olup, kolaylıkla aktif hale gelen olumsuz kalıp yargıları kullanabilirler. Sosyal kaygı bozukluğu yaşadığımız toplumda sık görülmesine rağmen, bireyler utangaçlığın insan doğasının bir yönü olduğunu düşünürler bu yüzden yaşadıkları durumun psikiyatrik bir bozukluk olduğunu kabul etmekte zorlanabilirler ve tedavi arayışına girmezler. Bu da tanı ve tedaviyi geciktirir. Tedavi edilmeyen sosyal fobi, kendini ifade etmekte zorlanma, okulda başarısızlık, mesleki kısıtlılık, arkadaşlık kuramama, yakın ilişkilerde sıkıntı, depresyon ve intihar girişimleriyle sonuçlanabilir. Sosyal kaygı bozukluğu şiddetine de bağlı olarak genellikle psikoterapi ile tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. 

Panik Atak 

Panik atak genellikle yoğun korku, rahatsızlık, endişe ve kötü bir şey olacağı beklentisiyle aniden ortaya çıkan, zaman zaman tekrarlayarak insanı dehşet içinde bırakan sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Panik atak sırasında göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma, soluk almada zorluk, nefes darlığı, boğulma hissi, baş dönmesi, kalp atış sayısında artma, ellerde ve dizlerde titreme, mide bulantısı, sıcak basması, ürperme gibi bedensel belirtiler de ortaya çıkabilir. Bedensel belirtilerin yanı sıra kötü bir şey olacak korkusu, ölüm korkusu, delirme gibi bilişsel belirtiler de gözlemlenebilir. Panik atağın yatışmasından sonra tekrar bir panik atak yaşayacağım hissi hastada beklenti anksiyetesini oluşturabilir. Atakların çoğu zaman belirsiz zaman ve mekanlarda gelmesi bu kaygıyı artırabilir. DSM-IV’te göre Panik Bozukluğu, agorafobinin mevcut olup olmamasına göre iki farklı tanı olarak ayrılır: 

  1. Agorafobi Olmadan Panik Bozukluğu
  2. Agorafobi ile Birlikte Panik Bozukluğu

Agorafobi terimi yunanca kökenli bir kelime olup alışveriş merkezi, toplantı anlamına gelen agora kökeninden türetilmiştir.  Panik atak hastalarının bir çoğu, panik atak sırasında yardım almasının zor olabileceği durum ve mekanlardan uzak durmaya çalışır. Bireyin, yeni bir atak geçirme korkusuyla, tek başına evden uzakta kalabalıkta durmaktan kaçındığı durumlar örneğin, bireyin toplu taşıma araçlarıyla yolculuk etmekten veya kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçınması  “agorafobi” olarak adlandırılır. Panik atağın oluşmasında çeşitli etkenler söz konusudur. Özellikle bireyin yaşadığı ilk panik atak sevilen birinin kaybı, önemli bir ilişkinin yitirilmesi, işsiz kalma ya da bir suçun kurbanı olma gibi yüksek düzeydeki stresli olaylardan sonra gerçekleşebilir. Diğer yandan Genetik yatkınlık çevresel faktörler ile birleştiğinde panik atak ortaya çıkabilir. Aynı zamanda insan beyninde bulunan ‌GABA, ‌serotonin, ‌noradrenalin gibi maddelerdeki dengesizlikler de panik atak rahatsızlığına neden olabilmektedir. Psikiyatride kullanılan ilaçlar bu maddelerdeki dengeyi sağlar. Kafein, sigara, alkol ve uyuşturucu maddeler panik atak sıklığını artırabilirler. Sakinleştirici ilaçların aniden bırakılması, kişilik yapısı, aile bireyini kaybı gibi ağır duygusal travma, taciz, tecavüz gibi cinsel bir saldırıya uğramak panik atak bozukluğunu tetikleyebilir. Bu durumda aileden ve yakın arkadaşlardan gelen sosyal destek çok önemlidir.   

Emin Terapi Merkezi’nden randevu almak için bize bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bireysel terapi sayfamıza geri dönmek ve bireysel terapinin ne olduğunu öğrenmek için şu sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Ankara Emin Terapi Merkezi Instagram Sayfamızı Ziyaret Edin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir