İlişki; insanın varlığını sürdürmek amacıyla insanlarla etkileşime girmesi sonucunda oluşan sosyal bağdır. Sağlıklı ilişkiler kişiye değerli, sevilebilir ve anlamlı olduğunu hissettirerek benlik algısını besler. Sağlıklı bir ilişkide bağlılık sevgi güçlülük şefkat ve korunma kişilerin birbirlerine yönelik olarak dengeli bir şekilde hissettikleri duygu durumlarıdır. Sağlıklı ilişkiler kişiye yaşama coşkusu verir vücudun stres ve hastalıklar karşısındaki bağışıklık sistemini kuvvetlendirir kişinin iş ve ilişkilerindeki başarısını yükseltir.

Mekânsal yakınlık insan ilişkilerinde doğal bir yönelim oluşturur. Mekânsal yakınlık insanların birbiri ile  karşılaşmasını arttırır. Bu ise insanların birbirleri ile daha fazla ilişki kurmasına ve birbirini tanımasına yol açar. Kişiler arasında fiziksel mesafe arttıkça etkileşim ve paylaşım azalır. Kişilerin değerleri ve ilgi alanları benzerse fiziksel yakınlık etkileşimin artmasına neden olur.

                  Her ilişkinin özünde ihtiyaçların karşılanması vardır. Uzun ömürlü ilişkiler; tarafların birbirlerinin ihtiyaçlarına duyarlı olduğu, ihtiyaçların dengeli bir şekilde karşılandığı ilişkilerdir. Kişilerin birbirlerinin haklarını koruma ve ihtiyaçlarını karşılama noktasında gösterdikleri karşılıklı duyarlılık “ilişkide adalet algısını” oluşturur. Kişiler ortaya koydukları katkı ve emekle orantılı fayda elde ettiklerine inanıyor ve birbirlerine karşı görev ve sorumluluklarını yerine getiriyorlarsa ilişkide adalet algısı oluşur.

İnsanların psikolojik ihtiyaçlarını karşılayan ve onların gelişimlerini doğrudan etkileyen ilişkiler; kişisel seçimlere dayalı ve uzun süreli paylaşımların olduğu ilişkilerdir. Arkadaşlık, eş, dostluk, uzun  değerlere hizmet eden bir gruba mensubiyet gibi ilişkiler, kişilerde aidiyet bağları ve kimlik algısı oluştururlar.

İlişkilerin sürekliliği, ilişkinin besleyiciliğine bağlıdır. İhtiyaçlarını tatmin etmeyen ilişkiler, üyelerinin ihtiyaçlarını tatmin etmeyen grup ve kurumlar uzun süre varlığını sürdüremezler. İnsanlar ilişki içerisinde birbirlerinin varlığını zenginleştirir, birbirinin varlığına yatırım yaparlar. Bu yatırımlar; özveriler, deneyim ve duygu paylaşımları, maddi destek, hediyeler, problemleri çözme, zaman ayırma, öğretme gibi yollarla ifade edilir. Bir ilişkide taraflar birbirlerinin varlığına ne kadar besleyici, ödüllendirici katkı yapmışlarsa ilişkiden alınan doyum o oranda yükselir. Yüksek doyum, kişilerin birbirine bağlanmasını sağlar. İnsanlar bir ilişkiye ne kadar çok katkı yapmışsa, onu kaybetmemek için o kadar çaba harcarlar. Çünkü insan bedel ödediği, emek verdiği varlıklarla; ortak anılar, ortak yaşanmışlıklar nedeniyle bütünleşir. İnsanın bütünleştiği ilişkileri kaybetmesi, beslendiği kaynaklan kaybetmesidir. Kaybedilen ilişki ne kadar büyükse, insanın içinde o oranda duygusal boşluk oluşur.

İlişkilerde yaşanan önemli bir değerlendirme hatası, kişilerin  kurdukları kişilerin de kendileriyle aynı beklenti, duygu, ihtiyaç ve düşüncelere sahip oldukları zannıyla hareket etmeleridir. İlişki bağı kurulmadan önce kişiler; birbirlerinin ilgi alanlarını, zaman geçirdikleri mekânları, nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanıp hoşlanmadıklarını, en fazla zaman harcadıkları işleri öğrenmelidirler. Bu yaklaşım kişilerin birbirlerine uyum sağlayıp sağlayamayacaklarını anlamaları ve ardından ilişkiyi bitirme, sınırlandırma veya derinleştirme kararını vermeleri açısından etkili bir yöntemdir.

 

İnsan ilişkilerinde kişileri değiştirme eğilimi, ilişkilerde çatışmalara neden olur. İlişkilerde kişileri değiştirmeye çalışmak yerine iletişimin sınırlarını belirlemek doğru yaklaşımdır. İnsanlar değişimden çok, üzerlerinde baskı kurulmasına tepki verirler. Kendilerinin değiştirilmeye çalışılması aynı zamanda şahsiyetlerinin onaylanmadığı düşüncesine neden olduğu için savunmaya geçerler.

İnsan doğuşta zayıf bir varlıktır, ötekinden farklı anlam arayışında olan bir varlıktır. Bu nedenle hiçbir ilişki mükemmel olamaz. Bu gerçeği kabullenmek iyi ilişkiler kurmanın temelidir. İnsanın zayıf bir varlık olduğunun bilincinde olmak, ilişkide oluşabilecek kasıtsız hatalara karşı hoşgörü sergileyebilmemizi sağlar. İlişkilerde, insanların dil, renk, ırk, kültür, kimlik, fiziksel görünüm ve kişilik farklılıklarını kabul etmek, saygı, hoşgörü, uzlaşma ve ortak amaca yönelimi kolaylaştırır.

İlişkilerde, benzer inanç, değer, duygu, fikir ve deneyimlere odaklanmak ise anlayış, kabullenme, hoşgörü, şefkat ve bağlılığın oluşmasını sağlar.

Saygı, dinleme, açıklık, tevazu, dürüstlük, güven, affedicilik ve özveri ilişkileri kuvvetlendiren temel değer ve davranışlardır.

  1. a) Besleyici, sağlıklı bir ilişkinin kurulmasında kişilerin birbirinin özgünlüğünü kabul etmesi, birbirinin varlığına saygı duyması birinci adımdır.
  2. b) Kişilerin birbirlerine gösterdikleri anlayış, nezaket ve destek ile aralarında güveni inşa etmeleri ikinci adımdır.
  3. c) Birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılama noktasında gösterdikleri duyarlılık ve sorumluluk üçüncü adımdır.
  4. d) Kişilerin sürekli paylaşımlarla birbirine öğreterek, birbirine hizmet ederek aralarında sevgi bağını kurmaları dördüncü adımdır.

e)İnsanların, birbirini anlamaya çabalaması ve iletişimi ötekine sağlıklı iletmesi beşinci adımdır. İnsanları ortak değer ve paylaşım alanları arttıkça birbirlerine olan bağlılıkları güçlenir. İki kişinin değerleri birbirleriyle örtüşüyorsa, iletişimlerinde aidiyeti ifade eden “biz” kavramına yapılan vurgu artar.

Dostluk; birbirine güvenen ve ortak değerlere inanan, birbirinin varlığına duyarlı iki insanın birbirini geliştirme amacıyla oluşturduğu, doğallık ve açıklık üzerine kurulan bağlılık ilişkisidir. Aynı işi yapma ve aynı mekânı paylaşma durumları; kişiler arasında etkileşim ve paylaşımı artırdığı için dostluğun oluşmasına olumlu etki eder. Benzer ilgilere, dünya görüşüne, değerlere sahip olmak dostluğun psikolojik zeminini oluşturur.