Başlıca özelliği, çocuklukta ya da ergenlik döneminin ilk yıllarında başlayan ve erişkinlik dönemine doğru süregiden başkalarının haklarını görmezlikten gelme ve başkalarının haklarına saldırma ile ilerleyen yaygın bir örüntünün olmasıdır.

Bu örüntü psikopatlık, sosyopatlık ya da dissosyal kişilik bozukluğu olarak da adlandırılır. Hilekarlık ve manüpülasyon antisosyal kişilik bozukluğunun başlıca özellikleridir.

Davranım bozukluğu başkalarının temel haklarına saldırıldığı ya da yaşa uygun toplumsal göreneklerin ve kuralların bozulduğu yineleyici ve sürekli bir davranış örüntüsünü kapsar. Davranım bozukluğuna özgü davranışlar dört kategoride ele alınır. İnsanlara ya da hayvanlara karşı saldırganlık, mala zarar verme, sahtekarlık, hırsızlık ya da kuralları ciddi bir biçimde bozma.

Antisosyal davranış örüntüsü erişkinliğe doğru uzanır. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler yasalara uygun toplumsal davranış biçimine ayak uyduramazlar. Bu kişiler sık sık mala zarar verme başkalarını taciz etme, hırsızlık yapma ya da yasadışı işlerin peşinde koşma gibi tutuklanmalarına zemin hazırlayan  eylemlerde bulunabilirler. Böyle bir bozukluğu olan kişiler başkalarının isteklerini, haklarını ya da duygularını görmezlikten gelirler. Sıklıkla düzenbazlık yaparlar ve kişisel bir çıkar sağlamak ya da sırf zevk almak için ( para kazanma, cinsel doyum sağlama ya da güç elde etme gibi) manüplatif davranabilirler. Sık sık yalan söylerler, takma isimler kullanırlar, başkalarını dolandırırlar ya da hastalık taslayabilirler. İleriye dönük tasarılar yapmamaları ile belirli bir dürtüsellik örneği sergileyebilirler. Kendilerini kışkırtan anlık durumlara göre öngörüde bulunmadan ve kendileri ya da başkaları için doğabilecek sonuçların düşünmeden karar verirler; bu da işlerini, oturdukları yeri ya da ilişkilerini birden değiştirmelerine yol açabilir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler irritabl ve agresif olma eğilimi gösterirler. Sık sık kavga dövüş ederler ya da fiziksel saldırıda bulunmaya kalkışırlar (eşini ya da çocuklarını dövmeyi de kapsar). Kişinin kendisini ya da bir başkasını savunması için  başvurmak zorunda kaldığı  saldırgan eylemler bu çerçevede değerlendirilmez. Bu kişiler kendilerinin ya da başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık gösterirler. Kişinin araba kullanma davranışından da bu anlaşılabilir.  Zararlı sonuçlar doğurabilecek cinsel davranışları ya da madde kullanımları olabilir. İhmal ederek ya da gerekli bakımı vermeyerek çocuklarını tehlikeye atarlar.

Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler sürekli bir biçimde, ileri derecede sorumsuz olma eğilimi gösterirler.  İşleriyle ilgili sorumsuzlukları, uygun iş olanakları olmasına karşın oldukça uzun sürelerle işsiz kalmaları ya da bir çok işi bırakmalarıyla kendisini gösterebilir. Parasal sorumsuzlukları, borçlarına sadık olmamaları, çocuklarına destek vermemeleri ya da kendilerine bağımlı diğer kişileri düzenli olarak desteklememeleri gibi davranışlarıyla kendisini gösterebilir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler eylemlerinin sonuçlarından ötürü çok az vicdan azabı çekerler. Birilerini zedelemiş, birilerine kötü davranmış ya da yaptıklarını yüzeysel bir biçimde akla uydururlar. Bu kişiler kurbanlarını aptal, çaresiz ya da böyle bir kadere kendileri razı olan insanlar olmakla suçlayabilirler; eylemlerinin zararlı sonuçlarını küçümseyebilirler ya da tam bir kayıtsızlık içinde kalabilirler. Herkesin “bir numaraya yardımcı olmak” için ortalıkta olduğuna ve itilip kakılmamak için bir hiç uğruna bir  yerde durmak zorunda olduğuna inanabilirler. Bağımlı kişilik bozukluğunun başlıca özelliği uysal ve yapışkan davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak biçimde aşırı bir düzeyde kendisine bakılma gereksinmesinin olmasıdır. Bağımlı ve uysal davranışlar bakım almayı sağlamak üzere tasarlanır ve kişinin başkalarının yardımı olmadan kendi başına yeterince işlev göremeyeceğiyle ilgili benlik algısından kaynaklanır.

Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almazlarsa gündelik kararlarını vermekte büyük güçlük çekerler. Bu kişiler edilgen olma eğilimindedirler ve yaşamlarının çoğu önemli alanında girişimde bulunmak ve sorumluluk almak için başkalarının ön ayak olmasını isterler. Böyle bir bozukluğu olan kişiler nerede yaşayacakları, ne gibi bir işlerinin olması gerektiği hangi komşularıyla yakınlaşacakları gibi konularda karar vermede anne ya da babalarına ya da eşlerine bağımlıdırlar. Böyle bir bozukluğu olan ergenler ne giymeleri gerektiği, kimlerle arkadaşlık etmeleri gerektiği, boş zamanlarını nasıl değerlendirmeleri gerektiği ve hangi okula gidecekleri gibi konularda ana babalarının karar vermesini isterler. Sorumluluğu başkalarının alması gereksinmeleri, yaşlarına ya da durumlarına uygun olarak başkalarından yardım isteme isteğinin çok ötesindedir. Ciddi genel bir durumu ya da eksikliği olan bir kişide bağımlı kişilik bozukluğu ortaya çıkabilir, ancak bu gibi durumlarda sorumluluk alma güçlüğü söz konusu duruma ya da eksinliğe genelde eşlik etmesi beklenenin çok ötesinde olmalıdır.

Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler desteklerini yitirecekleri ya da kabul görmeyecekleri korkusuyla bağımlı oldukları kişiler başta olmak üzere başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadıklarını söylemekte çoğu zaman zorluk çekerler. Bu kişiler tek başlarına işlev göremeyeceklerine öylesine inanmışlardır ki yol göstericiliklerine gereksindikleri kişilerin yardımlarını yitirmektense yanlış olduğuna inandıkları şeylere katılmayı yeğlerler. Kendilerinden uzaklaştıracakları korkusuyla, desteklerine ve bakım vermelerine gereksindikleri kişilere yeterince kızgınlık gösteremezler. Kişinin katılmadığını ifade etmesinin sonuçlarıyla ilgili kaygıları gerçekçiyse (istismar eden eşin kötü bir biçimde karşılık vereceğine ilişkin gerçekçi korkular gibi ) bu davranış bağımlı kişilik bozukluğunun bir kanıtı olarak düşünülmemelidir.

Böyle bozukluğu olan kişilerin tasarıları başlatma ya da kendi başlarına iş yapma zorlukları vardır. Kendileri güvenleri yoktur ve işleri başlatmaları ya da sürdürmeleri için yardıma gereksinmelerinin olduğuna inanırlar. İşleri başlatmak için başkalarını beklerler çünkü bir kural olarak başkalarının kendilerinden daha iyi yapacağına inanırlar. Bu kişiler kendi başlarına işlev göremeyeceklerine inanırlar ve kendilerini beceriksiz olarak sunarlar ve sürekli yardıma gereksinirler. Bununla birlikte başka birinin denetim verdiğine ve başka biri tarafından kabul gördüklerine ilişkin güvence alırlarsa yeterince işlev görebilirler. Daha yeterli biri olmak ya da daha yeterli biri gibi görünmekten de korkarlar. Sorunlarının ele alınmasıyla ilgili olarak başkalarına güvendikleri için bağımsız yaşama becerilerini geliştiremezler, dolayısıyla bu da bağımlılıklarını artırır.

Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar aşırıya gidebilirler. Akla yatkın olmasa bile başkalarının isteklerine boyun eğmeye hazırdırlar. Önemli bir bağı sürdürme gereksinmeleri çoğu zaman dengesiz ya da çarpık ilişkilerin doğmasıyla sonuçlanır.  Olağan dışı özverilerde bulunabilirler ya da sözel fiziksel ya da cinsel kötüye kullanıma katlanabilirler. Ancak yapabilecek başka şeylerin olduğu açıkça belli iken bunların yapılması durumunda bunlar bağımlı kişilik bozukluğunun kanıtları olarak görülmelidir. Kendilerine bakamayacaklarına ilişkin aşırı korkuları nedeniyle tek başlarına kaldıklarında kendilerini rahatsız ya da çaresiz hissederler. Ne olup bittiğiyle ilgilenmeseler ya da ne olup bittiğine karışmasalar da sadece tek başlarına kalmamak için önemli buldukları kişilerin peşlerine takılırlar.

Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler yakın bir ilişkileri sonlandığında( sevgiliden ayrılma, bakım verenin ölümü gibi ) bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler. Yakın bir ilişkileri olmadığında işlev göremeyeceklerine ilişkin inançları bu kişilerin çok kısa bir süre içinde başka birine gelişi güzel bağlanmalarına yol açar. Kendi kendilerine bakma durumunda bırakılacakları korkuları üzerine gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorarlar. Kendilerini, önemli diğer kişinin öğütlerine ve yardımına öylesine bağımlı olarak görürler ki bu korkularını haklı çıkaracak bir zemin olmasa bile bu kişi tarafından terk edilecek olma ile ilgili olarak kaygı duyarlar. Bu ölçütün karşılanabildiğini düşünebilmek için bu korkular aşırı ve gerçekdışı olmalıdır. Söz gelimi kendine bakılması için oğlunun evine taşınan kanserli yaşlı bir hasta, yaşam koşulları göz önünde bulundurulduğunda uygun olarak kabul edilebilecek bağımlı davranışlar sergiliyor olabilir. Borderline kişilik bozukluğunun başlıca özelliği, kişiler arası ilişkilerde benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık ve belirgin dürtüselliğin olduğu sürekli bir örüntünün olmasıdır.

Borderline kişilik bozukluğu olan kişiler gerçek ya da hayali bir terkedilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterirler. Yakında bir ayrılığın olacağını ya da dış yapının değişmesi benlik algısında, duygulanımda, bilişte ve davranışta derin değişikliklere yol açabilir. Bu kişiler çevresel koşullara karşı çok duyarlıdırlar. Belirli bir zaman dilimiyle sınırlı gerçekçi ayrılıklar olduğunda ya da tasarlanan şeylerde  kaçınılmaz değişiklikler olduğunda bile yoğun terkedilme korkuları ve uygunsuz bir öfke yaşarlar. Terkedilme korkuları tek başına kalmaya dayanamamaları ve yanlarında başkalarının olmasına gereksinmeleri ile ilişkilidir. Terkedilmekten kaçınmak için çılgınca çaba göstermeleri, bir yerlerini kesip koparmaları ya da intihar davranışında bulunmaları gibi dürtüsel eylemlerini kapsayabilir.

Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerin tutarsız ve gergin ilişkiler vardır. Daha birinci ya da ikinci görüşmelerinde bakımverenleri ya da sevgilileri olabilecek kişileri gözlerinde yüceltebilirler. Birlikte çok zaman geçirmeyi isteyebilirler ve ilişkilerinin daha başında en özel yönlerini paylaşabilirler. Bununla birlikte başkasının yeterince ilgilenmediğini yeterli özveride bulunmadığını ve yeterinde orada olmadığını hissederek başkalarını yüceltmeden değersizleştirmeye birden geçebilirler. Bu kişiler başkalarıyla eşduyum yapabilirler ve başkalarını beleyebilirler ancak bunları gerektiğinde kendi gereksinmelerinin karşılanması için diğer kişilerin orada olmaları karşılığında ve bunun beklentisi içinde yaparlar. Bu kişiler başkalarına bakışlarında birden belirgin değişiklikler göstermeye yatkındırlar, o kişileri bir iyilik sever destekçi ya da bir insafsızca cezalandırıcı olarak görebilirler. Bu tür gidip gelmeler, çoğu zaman besleyici nitelikleri yüceleştirilmiş ya da reddetmesi ya da terk etmesi beklenen bakımveren bir kişi ile ilgili düş kırıklığı yaşanır.

Sürekli bir biçimde belirgin olarak tutarsız bir benlik algısı ya da benlik duyumu ile belirli bir kimlik karmaşası olabilir. Amaçların, değerlerin ve mesleki beklentilerin sürekli olarak değişmesi ile belir birden ortaya çöıkan belirgin bir benlik algısı değişiklikleri vardır. Meslek, cinsel kimlik, değerler ve arkadaş türleri ile ilgili görüşlerinde ve tasarılarında birden ortaya çıkan değişiklikler olur. Bu kişiler yardım arama gereği duyan bir insan rolünden , geçmişteki yanlış tedavilerin öcünü almaya çalışan adil bir insan rolüne hızlı geçişler yapabilirler. Genellikle kötü ve günahkar olmaya dayalı bir benlik algıları olmasına karşın bazen bu duyguların hiç olmadığı anlar da yaşayabilirler. Bu tür yaşantıları genellikle anlamlı, besleyen ve destekleyen bir ilişkinin olmadığını hissettikleri durumlarda ortaya çıkar. Bu kişilerin yapılandırılmamış işlerdeki ya da okuldaki başarıları düşük olabilir.

Böyle bir bozukluğu olan kişiler kendilerine zarar verme olasılığı yüksek en az iki alanda dürtüsellik gösterebilirler. Kumar oynayabilirler, sorumsuz bir biçimde para harcayabilirler, tıkınırcasına yemek yiyebilirler, madde kötüye kullanımları olabilir, güvenli olmayan cinsel ilişkilerde bulunabilirler ya da pervasızca araba kullanabilirler vb. Borderline kişilik bozukluğu olan kişiler yineleyen intiharla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar ya da kendine kıyım eylemleri gösterirler. Kendine kıyım eylemleri (kesme ya da yakma gibi ) intihar edecek olmayla ilgili göz korkutmalar ve girişimler çok sık görülür.  Yineleyen intihar edebilirlik tutumları,düşünceleri çoğu zaman bu kişilerin yardım için hazır olduklarını göstermek içindir. Ayrılma ya da reddedilmeye ilişkin gözdağı vermeler sorumluluklarının arttığı beklentileri, sözü edilen kendine zarar verme davranışlarına zemin hazırlar. Kendine kıyım davranışı dissosiatif yaşantılar sırasında ortaya çıkabilir ve çoğu zaman bu davranış, hissetme yetisinin olduğunu yeninden doğrulayarak ya da kişinin kötü biri olduğu duyumunun bir kefareti olarak bir rahatlama sağlar.

Borderline kişilik bozukluğu olan kişiler duygudurumda belirgin bir tepkiselliğin olmasına bağlı affektif instabilite (duygulanım oynaklığı) gösterebilirler. Borderline kişilik bozukluğu olanların temel disforik duygu durumu öfke panik ya da umutsuzluk dönemleri ile bölünür ve nadiren kendini iyi hissetme ya da doyum bulma dönemleri ile bir rahatlama sağlanır. Bu epizodlar kişinin kişilerarası stres etkenlerine aşırı tepki vermesinin bir yansıması olabilir. Borderline kişilik bozukluğu olan kişiler kendini sürekli olarak boşlukta hissetme zorluğu yaşayabilirler. Kolaylıkla sıkıldıklarından sürekli olarak yapacak başka bir şey arıyor olabilirler. Sıklıkla uygunsuz ve yoğun bir öfke dışa vururlar ya da öfkelerini kontrol altında tutuma güçlüğü gösterirler.  Aşırı iğneleyici sürekli acı çekiyormuş gibi bir tutum içinde olabilirler ya da sözel patlamalar gösterebilirler. Öfkeleri kendine bakım veren kişileri ya da sevgililerini ihmalkâr, kısıtlayıcı aldırmaz ya da başlarından atan kişiler olarak gördüklerinde ortaya çıkar. Öfkelerini böyle dışa vurmalarını çoğu zaman utanma ve suçluluk duyguları izler. Bu da kötü biri oldukları duygusunu pekiştirir. Aşırı stres yaşadıkları dönemlerde gelip geçici paranoid düşünceler ya da dissosiatif semptomlar ortaya çıkabilir. Bu epizodlar çok büyük bir çoğunlukla gerçek ya da hayali bir terkedilmeye bir tepki olarak ortaya çıkar. Semptomlar gelip geçici olma eğilim gösterir, ancak dakikalar ya da saatler boyu sürer. Bakım verenin kendilerini besleme kaynaklarının gerçek ya da algılanan geri dönüşü semptomların remisyonu ile sonuçlanabilir. Çekingen kişilik bozukluğunun başlıca özelliği toplumsal ketlenmenin yetersiz duygularının ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlılığın olduğu sürekli bir örüntüdür.

Çekingen kişilik bozukluğu olan kişiler, eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma korkusuyla çok fazla kişilerarası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden ya da okul etkinliklerinden kaçınırlar. İşinde yüksel önerilerini geri çevirebilirler çünkü yeni sorumluluklar iş arkadaşlarından eleştiri almaları sonucunu doğurabilecektir.  Bu kişiler, sevileceklerinden ve eleştirilmeden kabul göreceklerinden emin olmadıkça yeni arkadaşlıklar kurmaktan kaçınırlar. Tersini kanıtlayan zorlu sınavlardan geçene dek diğer insanlar eleştirici ve reddedici olarak kabul edilirler. Böyle bir bozukluğu olan kişiler destekleyici ve ilişkiler besleyici yanlarını tekrar tekrar görmedikçe grup etkinliklerine katılmazlar. Bu kişiler, eleştirisiz bir kabulün güvencesini gördüklerinde yakın ilişkilere girebilirler ancak kişilerarası yakınlık kurmak bu kişiler için genelde zor olur. Tutukluk gösterebilirler, kendileri hakkında konuşmakla ilgili zorlukları vardır, teşhir edilecekleri, alay konusu olacakları ya da mahcup düşecekleri korkusuyla yakınlaşma ve dostluk kurmaya ilişkin duygularını kendilerine saklarlar.

Böyle bir bozukluğu olan kişiler toplumsal durumlarda eleştirilecekleri ve dışlanacakları konusu üzerinde aşırı düşündükleri için bu tür tepkileri sezme eşikleri çok düşüktür. Herhangi biri onları onaylamıyor gibi davransa ya da belli belirsiz bir eleştiri yapıyor olsa kendilerini çok yaralanmış hissederler. Utangaç, sessiz, ketlenmiş ve görünür görünmez olma eğilimi gösterirler. Çünkü kendilerini yönelik bir ilginin aşağılayıcı ya da dışlayıcı olabileceğinden korkarlar. Ne söylerlerse söylesinler başkalarının bunu yanlış olarak değerlendireceğini beklerler. Dolayısıyla hiçbir şey söylemeden durabilirler. Alay konusu olduklarını düşündüren gizli ipuçlarına çok sert tepki gösterirler. Toplumsal yaşamın etkin birer katılımcısı olma özlemini duymalarına karşın iyilik durumlarını başkalarının ellerine teslim etmekten korkarlar. Çekingen kişilik bozukluğu olan kişiler yeni kişilerle aynı ortamda bulundukları durumlarda ketlenirler çünkü kendilerini yetersiz hissederler ve benlik saygıları düşüktür.  Toplumsal yeterlilikleriyle ve kişisel çekicilikleriyle ilgili kaygıları özellikle yabancılarla etkileştikleri ortamlarda daha belirginleşir. Bu kişiler kendilerini toplumsal yönden beceriksiz, kişisel olarak albenisi olmayan biri olarak ya da başkalarından aşağı görürler. Mahcup olabileceklerinden ötürü kişisel girişimlerde bulunmak ya da etkinliklere katılmak istemezler. Sıradan durumların olası tehlikelerini abartmaya yatkındırlar ve kesinlik taşıyan ve güvenli durumlara duydukları gereksinim sınırlı bir yaşamlarının olması sonucunu doğurur. Böyle bir bozukluğu olan bir kişi uygun bir biçimde giyinmediği için mahcup düzeceği korkusuyla bir iş görüşmesini iptal edebilir. Sıra dışı somatik belirtiler ya da diğer sorunlar yeni etkinliklerden kaçınmalarının bir nedeni haline gelebilir. Başlıca özelliği, hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde olmadır.

Bu kişiler ilgi odağı olmadıkları durumlarda rahatsız olurlar ya da değerlerinin anlaşılmadığını düşünürler. Çoğu zaman çok canlı ve rol yapar bir tarzda ilgiyi üzerlerine çekme eğilimi gösterirler ve yeni tanıdıklarını hararetli bir biçimde karşılayarak bu kişileri belirgin bir açıklık göstererek ya da bu kişilere kur yaparak başlangıçta cezbederler. Bu kişiler sürekli olarak ilgi odağı olmak istedikleri için bu nitelikleri süreklilik göstermez. Parti yaşamı rolünü sürdürmek zorundaymış gibidirler. İlgi odağı olmazlarsa başkalarının ilgisini üzerlerine çekmek için çarpıcı bir şeyler yapabilirler. Bu gereksinmeleri klinisyene karşı olan davranışlarında da çoğu zaman açıkça görülür.

Böyle bozukluğu olan kişilerin görünümleri ve davranışları çoğu zaman uygunsuz bir biçimde cinsel yönden ayartıcı ya da baştan çıkartıcıdır. Bu davranışlar sadece cinsel ya da duygusal açıdan ilgileri olan kişilere karşı değil, içinde bulundukları toplumsal çevre için uygun olmayan bir biçimde, çok çeşitli toplumsal, mesleki ve profesyonel ilişkilerinde de ortaya çıkar. Duygusal dışa vurumları sığdır ve hızlı değişir. Böyle bir bozukluğu olan kişiler ilgiyi üzerlerine çekmek için sürekli olarak fizik görünümlerini kullanırlar. Görünümleriyle başkalarını etkilemek üzerinde aşırı dururlar ve giyim kuşamları için çok fazla zaman, enerji ve para harcarlar. Yine görünümleriyle ilgili olarak iltifat edilmesini beklerler ve nasıl göründükleriyle ilgili olarak eleştirel bir yaklaşımda bulunulduğunda ya da kendilerini beğenmedikleri bir fotoğrafı gördüklerinde kolaylıkla ve aşırı derecede sinirlenirler.

Bu kişilerin aşırı bir düzeyde başkalarını etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan yoksun bir konuşma biçimleri vardır. Sağlam düşünceler çarpıcı bir biçimde sezgisellik boyutunda dile getirilir. Altta yatan nedenleri genellikle belirsizlikler taşır ve destekleyici gerçeklerden ve ayrıntılardan yoksundur. Sözgelimi Histrionik kişilik bozukluğu olan bir kişi belirli bir kişinin çok hoş biri olduğundan söz edebilir, ancak bu kişinin iyi bir niteliği olduğuna ilişkin bu görünüşü destekleyecek herhangi özgül bir örnek veremez. Böyle bir bozukluğu olan kişiler gösteriş yaparlar, yapmacık davranışlar ve duygularını aşırı bir abartma ile gösterirler. Duygularını aşırı bir biçimde ortalıkta herkesin önünde sergileyerek arkadaşlarını ve tanıdıklarını mahcup ederler. Ancak duyguları çoğu zaman hızlı bir biçimde gelip geçiyor gibi görünür, dolayısıyla başkaları da onları bu duyguları gerçekten yaşamıyor olmakla suçlayabilirler.

Histrionik kişilik bozukluğu olan kişiler ileri derecede telkine yatkındırlar. Duyguları ve düşünceleri başkalarından ve o sıradaki heveslerinden kolaylıkla etkilenebilirler. Özellikle sorunlarını büyülü bir biçimde çözeceklerine inandıkları otorite figürlerine olmak üzere, başkalarına aşırı derecede güvenirler. Boyun eğme eğilimi gösterirler ve başkalarına kolaylıkla inanırlar. Böyle bir bozukluğu olan kişiler, ilişkilerin olduğundan daha yakın olduğunu düşünürler, hemen bütün tanıdıklarını carım sevgili arkadaşım olarak tanımlarlar ya da sadece bir ya da iki kez o da iş ilişkisi çerçevesinde karşılaştıkları doktorlarından ilk isimleriyle söz ederler. Romantik düşlemlere kaydıkları sık görülür. Narsistlik kişilik bozukluğunun başlıca özelliği, üstünlük duygusu, beğenilme gereksinmesi ve empati yapamama örüntüsünün sürekli olmasıdır.

Bu bozukluğu olan kişilerin, kendilerinin çok önemli olduğuna ilişkin büyüklenmeci bir duyumları vardır. Bu kişiler kendilerini olduklarından daha yetenekli görürler ve başarılarıyla böbürlenirler.  Çoğu zaman övüngen ve gösterişçidirler. Başkalarının da onların çabalarına aynı değeri verdiklerini düşünebilirler ve bekledikleri övgüler gelmeyince ya da gereksindikleri duyguları oluşturamayınca şaşkınlığa düşebilirler. Kendi başarılarıyla ilgili abartılı yargılarında başkalarının katkılarının görmezlikten gelindiği bir yön de vardır. Sıklıkla sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz  sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar. Zamanı çoktan gelip gelmiş  hayranlıklar ve ayrıcalıkla üzerinde düşünüp dururlar ve kendilerini meşhur ya da ayrıcalıklı insanlarla karşılaştırırlar.

Narsistlik kişilik bozukluğu olan kişiler kendilerinin üstün, özel ya da eşi bulunmaz kişiler olduklarına inanırlar ve başkalarının da kendilerini öyle görmelerini beklerler. Kendilerinin sadece özel ya da yüksek konumdaki kişilerce anlaşılabileceğini ve ancak bu kişilerle ilişki kurmaları gerektiğini düşünürler ve ilişki kurdukları kişilere eşi bulunmaz mükemmel ya da üstün yetenekli gibi nitelikler yüklerler. Böyle bir bozukluğu olan kişiler gereksinmelerinin çok özel olduğuna ve sıradan insanların bunları anlayamayacağına inanırlar. İlişkiye girdikleri kişilere yükledikleri, yüceleştirdikleri değerler yoluyla kendi benlik saygılarını güçlendirirler. Sadece en yukarıdaki kişi olma ya da en iyi kurumlarla ilişki kurma konusunda ısrarlı olma eğilimi gösterirler ve kendilerini düş kırıklığına uğratanların değerlendirmelerini değersiz bulurlar.

Böyle bir bozukluğu olan kişiler genellikle çok beğenilmek isterler. Benlik saygıları hemen her zaman çok kırılgandır. Sürekli olarak ne denli iyi yaptıkları ve başkalarının kendilerini ne denli iyi değerlendirdiği üzerinde durular. Bu da çoğu zaman sürekli ilgi görme ve beğenilme gereksiniminde olma biçimini alır. Gelişlerinin büyük coşkuyla karşılanmasını bekleyebilirler ve sahip olduklarına imrenmeyenleri büyük bir şaşkınlıkla karşılarlar. Sürekli iltifat edilmeyi beklerler. Özellikle, özel bir tedavi beklentisi içinde olmalarından anlaşılacağı üzere hak kazandıkları duygusunu yaşarlar. Özel davranılmayı beklerler ve böyle bir karşılık alamazlarsa şaşkınlığa düşerler ya da çok öfkelenirler. Söz gelimi, sırada beklemek  zorunda olmadıklarını, kendi önceliklerinin çok önemli olduğunu ve başkalarının buna saygı göstermesi gerektiğini düşünürler ve çok önemli işleri için başkalarından yardım görmediklerinde bunun için sinirlenirler. Buna haklarının olduğu duyguları, başkalarının isteklerine ve gereksinmelerine duyarlılık göstermekten uzak olmalarıyla birleşince, bilerek ya da bilmeyerek başkalarını kendi çıkarları için kullanırlar, onları sömürürler. Her ne isterlerse ya da neye gereksinim duyarlarsa, bunun başkaları için ne anlama geldiğini düşünmeksizin karşılanmasını beklerler. Söz gelimi bu kişiler başkalarından kendilerini işlerine adamasını bekleyebilirler ve bunun onların yaşamları üzerindeki etkisini göz önünde bulundurmaksızın bu kişileri aşırı çalıştırabilirler. Diğer kişi amaçlarına ulaşmayı kolaylaştırıyorsa ya da bu olmasa bile kendi benlik saygılarını güçlendirmeye yarıyorsa ancak o zaman arkadaşlık kurarlar ya da duygusal ilişkilere girerler. Çok özel insanlar oldukları için bunun hakları olduğuna inandıklarından, onlara özel bir takım ayrıcalıklar tanınması ve onlar için özel bir takım kaynaklar yaratılması için çoğu zaman zorlamalarda bulunabilirler.

Narsistlik kişilik bozukluğu olan kişiler genelde empati yapamazlar. Başkalarının isteklerini öznel yaşantılarını ve duygularını tanımakta zorluk çekerler. Başkalarının bütünüyle kendi iyilikleriyle ilgili olduğunu görmezlikten gelirler. Kendi sorunları ve kaygıları hakkında konuşanlarla birlikteyken çoğu zaman hor gören bir yaklaşım içinde, sabırsız ve hoş görüşüz olurlar. Söylediklerinin başkalarını incittiğinin farkında bile olmayabilirler. ( eski sevgililerine, coşkunluk içinde “Artık yaşam boyu sürecek bir ilişki içindeyim ! diyebilmek gibi; hasta olan birinin yanında sağlıklı olmalarından ötürü övünmek gibi). Başkalarının gereksinmelerini, isteklerini ya da yaşadıkları duyguları gördüklerinde eleştirir bir tutumla, bunları zayıflığın ya da kolay incinebilir olmanın birer belirtisi olarak algılama eğilimi içinde olurlar. Narsistlik kişilik bozukluğu olan kişilerle ilişkiye girenler bu kişilerdeki duygusal soğukluğu ve karşı ilgi yoksunluğunun olduğunu görürler.

Bu kişiler çoğu zaman başkalarını kıskanırlar ya da başkalarının kendilerini kıskandığını düşünürler. Başkalarının başarılarında ya da sahip oldukları şeylerde gözleri kalır, bunları onlara çok görürler ve onların elde ettikleri bu başarılara, beğeniye ya da ayrıcalıklara daha çok kendilerinin layık olduğunu düşünürler. Özellikle başarıları için teşekkür ya da övgü alan başkalarının katkılarını kaba bir şekilde değersizleştirmeye çalışırlar. Bu kişilerin küstah ve kendini beğenmiş davranışları olur. Çoğu zaman züppeliğe varan tepeden bakan ya da patronluk taslayan tutumlar sergilerler. Söz gelimi böyle bir bozukluğu olan kişi sakar bir garsonun kabalık yada salaklığından yakınabilir ya da bu kişinin bir doktora görünmesi gerektiği sonucuna varabilir. Obsesif-Kompulsif kişilik bozukluğunun başlıca özelliği, esneklik açıklık ve verimlilik pahasına düzenlilik, mükemmeliyetçilik, zihinsel ve kişilerarasında kontrol koyma üzerine aşırı kafa yormanın hakim olduğu sürekli bir örüntünün olmasıdır.

Böyle kişilik bozukluğu olan kişiler, yapılan etkinliğin asıl amacını unutturacak derecede kurallar, önemsiz ayrıntılar, işlemler, listeler, program yapma ya da biçim üzerinde özenle durarak kontrol koyma duyumlarını sürdürme girişiminde bulunurlar. Aşırı derecede ölçülüdürler ve yinelemeye yatkındırlar, ayrıntılarla özellikle ilgilenirler ve olası hatalar için tekrar tekrar denetimler yaparlar. Bu davranışları nedeniyle doğan gecikmelerden ve rahatsızlıklardan ötürü diğer insanların çok kızabileceği gerçeğinin farkında bile olmazlar. Söz gelimi, bu kişiler hazırladıkları yapılacak işler listesini bulamadıklarında, bunu yeniden hazırlamak için çok kısa bir süre harcamak ve yapılacakları yapmaya başlamak yerine söz konusu listeyi arayıp bulmak için gereğinden fazla zaman harcayabilirler. Zamanı çok kötü kullanırlar. Yapılacak en önemli işler son dakikaya bırakılır. Mükemmeliyetçilikleri ve kendi kendilerine koydukları yüksek standartlar bu kişilerde önemli derecede işlev bozukluklarına ve sıkıntıya neden olur. Tasarının her ayrıntısının tam anlamıyla mükemmel olmasıyla öylesine uğraşabilirler ki tasarı hiçbir zaman gerçekleştirilemez ve sonuçlandırılamaz. Söz gelimi bir türlü mükemmelliğe ulaşamayan yeniden yazmalar nedeniyle zaman boşuna tüketildiği için yazılacak bildirinin tamamlanması gecikir. Son teslim tarihleri kaçırılır, yapılacak etkinliklerin o sıradaki odağını kaçıran yaşam biçimleriyle tam bir düzensizlik yaşarlar.

Obsesif-Kompulsif kişilik bozukluğu olan kişiler, boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaşlıklarından yoksun kalacak derecede kendilerini işe ya da üretkenliğe adarlar. Bu davranışları ekonomik gereksinmelerle açıklanamaz. Bu kişiler çoğu zaman bir akşamlarını ya da bir hafta sonu günlerini dışarı çıkma ya da sadece rahatlamak üzere boş bırakmak için zamanlarının olmadığı duygusunu yaşarlar. Tatil yapmak gibi zevk alacakları bir etkinliklerini sürekli ertelerler. Dolayısıyla bu etkinlikleri hiçbir zaman gerçeklemeyebilir. Boş zamanları değerlendirme etkinliklerinde bulunmak ya da tatil yapmak için zaman ayırsalar bile yanlarına çalışacak bir şeyler almazlarsa kendilerini rahatsız hissederler böylece zamanı boşa harcamamış olacaklardır. Günlük ev işleri üzerinde aşırı odaklanırlar. Arkadaşlarıyla zaman geçirseler bile bu genellikle resmi olarak düzenlenmiş bir çeşit etkinlikte olur.  Hobilere eğlendirici ve dinlendirici  diğer etkinliklere, sanki özenli bir organizasyonu ve üstesinden gelmek için çok çalışmayı gerektiren ciddi birer görevmiş gibi yaklaşılır. Mükemmel bir iş ortaya çıkarmak üzerinde durulur. Bu kişiler oyunu yapılandırılmış bir göreve dönüştürürler.

Obsesif-Kompulsif kişilik bozukluğu olan kişiler ahlak, doğruluk, ya da değerler gibi konularda vicdanlarının sesini aşırı dinlerler ve esneklik göstermezler. Kendilerini ve başkalarını katı ahlaki ilkelere ve uygulamanın katı ölçütlerine uymaları konusunda zorlayabilirler. Kendi hataları için de acımasızca özeleştiride bulunabilirler. Böyle bozukluğu olan kişiler otoriteye ve kurallara katı bir uyum gösterirler ve hiçbir kuralın çevresel etkenlere göre esnetilmemesi gerektiği, bunlara yazıldığı gibi uyulması gerektiği üzerinde ısrar ederler. Söz gelimi telefon görüşmesi yapmak isteyen bir arkadaşına bir jeton bile vermeyebilirler. Çünkü ne ödünç alan ne de ödünç veren olunmalıdır ya da bu insanın karakteri için kötü bir şey olacaktır. Bu nitelikler kişinin kültürel ya da dinsel özdeşimleri ile açıklanamaz.

Böyle bir bozukluğu olan kişiler özel bir değeri olmasa bile eskimiş ya da değersiz şeyler elden çıkamazlar. Bohçacı olduklarını kabul ederler. Eşyaları elden çıkarmayı savurganlık olarak görürler çünkü onlara göre saklanacak samanın zamanı gelir ve bir şeye ne zaman gereksinileceği hiçbir zaman önceden bilinemez; ayrıca sakladıkları şeylerden kurtulmaya çalışanlar olursa onlara sinirlenirler. Eşleri ya da oda arkadaşları eski eşya parçaları, dergiler, bozuk aletler gibi şeylerin kapladıkları alandan ötürü yakınabilirler.

Bu kişiler görev dağılımı yapma ya da başkalarıyla birlikte çalışma konusunda isteksizlik gösterirler. Her şeyin kendilerinin yaptığı gibi yapılması gerektiği ve insanların kendilerinin yaptığı gibi yapmaya uyum göstermesi gerektiği konusunda anlamsız ve inatçı bir biçimde ısrar ederler. Çoğu zaman işlerin nasıl yapılması gerektiği konusunda ayrıntılı yönergeler verirler ve diğerleri başka yaratıcı seçenekler öne sürerse çok şaşırır ve kızarlar. Başka zamanlarda da tasarladıkları zamanın gerisinde kalsalar bile gelen yardım önerilerini geri çevirirler, çünkü başka hiç kimsenin doğru yapabileceğine inanmazlar.

Böyle bir bozukluğu olan kişiler cimri davranırlar ve ulaşabileceklerinin çok altında bir yaşam standardını benimseyebilirler, gelecekte ortaya çıkabilecek felaketlere hazırlıklı olmak için para harcamanın sıkı bir şekilde denetim altında tutulması gerektiğine inanırlar. Obsesif-Kompulsif kişilik bozukluğu olan kişiler katı ve inatçıdırlar. İşlerini yapmanın tek bir doğru yolu olduğuna inanırlar. Dostları ve iş arkadaşları bu kişilerin sürekli katı bir tutum sergilemelerinden ötürü rahatsızlık duyarlar. Bu kişiler uzlaşmayı istediklerini söylediklerinde bile buna inatçı biçimde karşı koyarlar ve ilke gereği bunların böyle yapılması gerektiği üzerinde dururlar. Paranoid kişilik bozukluğunun başlıca özelliği başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk gösterme örüntüsüdür.

Böyle bozukluğu olan kişiler, beklentilerini doğrulayan herhangi bir kanıt olmamasına karşına, başkalarının kendilerini sömüreceğini, kendilerine zarar vereceğini ya da kendilerini aldatacağını düşünürler. Ellerinde kanıt olmamasına karşın başkalarının kendilerine karşı kötü niyetli tasarılarının olduğundan ve hiç neden yokken herhangi bir zaman kendilerine birden saldırabileceklerinden kuşkulanırlar. Hiçbir neden olmaksızın başkalarının kendilerini derinden ve onulmaz bir biçimde yaraladığı duygusunu taşırlar. İş arkadaşları ya da dostlarının sadakati ya da güvenilirliği hakkında yersiz kuşkuları vardır. Güvenemedikleri ve inanmadıkları için arkadaşları ya da dostlarının sadakat göstermesi karşısında şaşkınlığa uğrarlar. Zor durumlarda kalırlarsa arkadaşlarının ya da dostlarının kendilerine saldıracağını veya kendilerini görmezlikten geleceği beklentisi içine girerler.

Böyle bozukluğu olan kişiler başkalarına güvenmek yada başkalarına yakınlaşmak konusunda isteksizlik gösterirler. Çünkü paylaştıkları bilgilerin kendilerine karşı kullanılacağından korkarlar. Kişisel sorunları yanıtlamayı reddederler ve “kimseyi ilgilendirmez” diyebilirler. Sıradan sözlerde ya da olaylarda aşağılama, gözdağı verme biçiminde gizli anlamların olduğunu düşünürler. Örnek olarak, yeni aldığı bir şey için yapılan iltifat, bencillik yapmasının eleştirilmesi olarak yanlış yorumlanır. Bir başarısı üzerine yapılan iltifat daha iyi ve daha fazla yapabileceğine ilişkin bir zorlama olarak yanlış yorumlanır. Yardım etme önerilerini kendi başlarına yeterince iyi yapamadıklarına ilişkin bir eleştiri olarak görebilirler.

Böyle bozukluğu olan kişiler sürekli olarak kin beslerler ve kendilerine yönlendirildiğini düşündükleri onur kırıcı davranışları, haksızlıkları ya da görmezlikten gelinmeyi bağışlamazlar. Az da olsa önemsenmemeleri büyük düşmanlık duyguları yaratır ve düşmanca duyguları uzun süre kalıcı olur. Başkalarının kötü amaçlarına karşı sürekli olarak uyanık kaldıkları için sıklıkla karakter ya da itibarlarına saldırıldığı ya da bir biçimde küçümsendikleri duygusuna kapılırlar. Karşı saldırıda bulunma konusunda hızlı davranırlar ve algıladıkları aşağısamalara öfkeyle karşılık verirler. Böyle bir bozukluğu olan kişiler patolojik olarak kıskanç olabilirler; çoğu zaman yeterli bir temele dayanmaksızın karısının/kocasının ya da cinsel eşinin sadakatsiz olduğundan kuşkulanırlar. Kıskançlık düşüncesini destekleyen önemsiz çevresel kanıtlar toplayabilirler. İhanete uğramamak için yakın ilişkilerindeki bütün denetimi ellerinde tutmak isterler. Karısının/kocasının veya cinsel eşinin nerelerde olduğunu ne yaptığını, niyetinin ne olduğunu ve sadakatini sürekli sorgularlar.

Davranış örüntüsü sadece şizofreni, psikotik özellikleri olan bir duygudurum bozukluğu yada başka bir psikotik bozukluğun gidişi sırasında ortaya çıkıyorsa veya nörolojik (temporal lob epilepsisi) yada başka bir genel tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı ise paranoid kişilik bozukluğu tanısı konabilir.

 

Paranoid kişilik bozukluğu olan kişiler genelde geçinmesi zor kişilerdir. Yakın ilişkilerinde devamlı sorun yaşarlar. Aşırı kuşkuculukları ve düşmancıl duyguları, açıkça tartışmadı, durmadan yakınıcı ya da düşmanca duygular içerisinde sessiz bir biçimde mesafeli durma tutumlarıyla kendisini gösterebilirler. Başlıca özelliği, sürekli toplumsal ilişkilerden kopma ve başkalarıyla birlikte olunan ortamlarda duyguların anlatımında kısıtlı kalma örüntüsüdür

Bu kişiler yakınlık kurma isteğinden yoksun görünürler. Yakın ilişkilerin doğabileceği durumlarda ilgisiz kalırlar ve ailenin ve herhangi bir toplumsal grubun bir parçası olmaktan doyum sağlıyor görünmezler. Başka insanlarla birlikte olmak yerine zamanlarını kendi başlarına geçirmeyi yeğlerler. Çoğu zaman toplumdan uzak yaşayan veya yalnızlığı seven kişiler olarak görünürler ve hemen her zaman başkalarıyla etkileşimi gerektirmeyecek tek bir etkinlik ya da hobiyle uğraşırlar. Bilgisayar ya da matematik oyunları gibi mekanik ya da soyut işleri yeğlerler. Başka biriyle cinsel deneyim yaşamaya karşı çok az ilgileri olabilir ve alsalar bile çok az etkinlikten zevk alırlar.  Güneş batarken deniz kenarında yürüme ya da cinsel bir eylemde bulunma gibi duyusal bedensel ya da kişilerarası yaşantılarından pek zevk almazlar. Birinci derecede akrabaları dışında arkadaşları ya da sırdaşları yoktur.

Bu kişiler başkalarının övgü ya da eleştirilerine karşı çoğu zaman ilgisiz görünürler ve başkalarının kendileri hakkında ne düşünebileceğinden rahatsız oluyor gibi görünmezler. Toplumsal etkilerimin olağan inceliklerinden habersiz olabilirler ve toplumsal gereklere çoğu zaman uygun biçimde karşılık vermezler. Dolayısıyla toplumsal becerilerden yoksun ya da yüzeysel ve kendi içine gömülmüş kişiler olarak görülürler. Görünür bir duygusal tepkisellikleri olmadığı için genellikle donuk bir dış görünüm sergilerler ve gülümseme ve baş sallama gibi davranışlar ya da yüz ifadelerinde nadiren karşılık verirler. Öfkelenme ya da neşelenme gibi güçlü duyguları nadiren yaşadıklarını söylerler. Genellikle duygulanımları kısıtlıdır ve soğuk ve uzak görünürler. Geçici olarak bile olsa kendilerini açığa vurma konusunda kendilerini rahat hissettikleri olağan dışı durumlarda özellikle toplumsal etkileşimleriyle ilgili olmak üzere rahatsızlık veren duygularını söyleyebilirler.

Şizoid kişili bozukluğu olan kişiler kışkırtılsalar dahi öfkelerini dışa vurmakta zorlanabilirler bu da duygudan yoksun oldukları izlenimini artırır. Yaşamları herhangi bir amaca yönelikmiş gibi görünmeyebilir ve amaçlarında nereye çekilirlerse oraya sürükleniyorlarmış gibi görünebilir. Bu kişiler istemedikleri koşullara çoğu zaman edilgen bir biçimde tepki gösterirler ve önemli yaşam olaylarına uygun bir içimde karşılık vermekte zorluk çekerler.

Toplumsal becerilerden yoksun olmalarından ve cinsel deneyim yaşama isteklerinin yokluğundan ötürü böle bir bozukluğu olan kişilerin çok az arkadaşları vardır. Çok nadir olarak karşı cinsten biriyle çıkarlar ve çoğunlukla evlenmezler. Özellikle kişiler arası bir katılım gerekiyorsa mesleki işlevsellik bozulmuş olabilir ancak böyle bozukluğu olan kişiler insanlardan kopuk işlerde çalışırlarsa işlerini iyi yaparlar. Bu kişilik bozukluğunun başlıca özelliği yakın ilişkilerde birdenbire rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girebilme becerisinde azalma ile belirli toplumsal ve kişilerarası yetersizlerin yanı sıra bilişsel ya da algısal çarpıklıkların ve alışılagelenin dışında davranışların olduğu yaygın bir örüntünün olmasıdır.

Bu kişilerin çoğu zaman referans fikirleri vardır.(yani sıradan olayların kişinin dışında olup bitenlerin kişiye özgü özel ve olağandışı bir anlamının olduğu biçimde yanlış yorumlarda bulunma durumu) Bunlar, inançların sanrısal yoğunlukta olduğu referans hezeyanlarından ayırt edilmelidir. Bu kişiler ait oldukları alt kültürün değerlerinin dışında kalan olağan ötesi olgularla uğraşıp duruyor ya da batıl inançlara saplanmış olabilirler. Olaylar olmadan önce bunları öngörebilecek ya da başkalarının düşüncelerini okuyabilecek özel bir takım güçleri olduğunu düşünebilirler. Doğrudan (eşinin köpeği gezdirmesi, bir saat önce köpeğin gezdirilmesi gerektiğini düşünmesinin doğrudan bir sonucu olduğuna inanması) ya da büyüsel törensel davranışlara  uyum sağlayarak dolaylı olarak başkalarının üzerinde büyüsel denetimlerinin olduğuna inanabilirler. Algısal değişiklikler bulunabilir.( birilerinin sesini duyma gibi) konuşmalarının olağan dışı ya da kendilerine özgü deyişleri ve yapısı olabilir. Çoğu zaman dağınık, konu dışı ya da belirsizlikler taşıyan konuşmaları vardır ancak çağrışımlarında gerçek bir dağınıklık ya da enkoherans yoktur. Yanıtları ya ileri derecede somut ya da ileri derecede soyut olabilir. Sözcüklere ya da kavramlara bazen olağan dışı anlamlar yüklerler.

Bu kişiler çoğu zaman kuşkucudurlar ve paranoid düşünceleri olabilir. Genellikle duygulanımlarındaki iniş çıkışları olağan sınırlarında değildir ve başarılı ilişkiler kurabilmek için gereken kişilerarası ipuçlarınnda haberdar değil gibidirler. Dolayısıyla çoğu zaman başkalarıyla uygunsuz katı ya da kısıtlı bir tarzda etkileşimde bulunuyor gibi görünürler. Bu kişiler çoğunlukla olağandışı tavırları çoğu zaman birbirine uymayan dağınık bir tarzda giyinmeleri olağan toplumsal gereklere karşı ilgisiz kalmaları yüzünden acayip ya da sıradışı kişiler olarak görülürler.

Bu kişiler kişilerarası ilişkileri sorunlu olarak yaşarlar ve başka insanlarla ilişkilerinde kendilerini rahatsız hissederler. İlişkileri olmadığından dolayı mutsuz olduklarını söyleyebilirlerse de davranışları yakın ilişkiye girme isteklerinin az olduğunu düşündürür. Bunun bir sonucu olarak genellikle birinci derecede akrabaları dışında yakın arkadaşları a da sırdaşları yoktur ya da azdır. Özellikle tanımadıkları kişilerle oldukları toplumsal durumlarda anksiyete duyarlar. Başkalarıyla sadece etkileşime girmek zorunda olduklarında etkilerime girerler, kendilerini farklı kişiler olarak gördükleri için ve sadece ortama yakışık olmadıklarını düşündükleri için uzak durmayı yeğlerler. Sözü edilen ortamlarda çok fazla zaman geçirseler ya da diğer insanlarla daha yakınlaşsalar bile toplumsal anksiyeteleri kolay  yatışmaz çünkü yaşadıkları anksiyete başkalarının davranışlarının altında ne yattığıyla ilgili kuşkularına eşlik eden anksiyetedir. Söz gelimi şizotipal kişilik bozukluğu olan bir kişi akşam yemeğine katıldığında zaman ilerledikçe daha fazla gevşeyip rahatlayamaz, giderek daha gergin ve kuşkucu olabilir.