Varoluşçu Terapi

Varoluşçu terapinin temel felsefesi insanların özgür olduğu ve kendilerini gerçekleştirme yeteneklerine sahip olmasıdır. Bu iki kavramdan yola çıkarak bireyi çözümler. Yaşamın amacı, sevgi, kaygı, üzüntü vb. kavramlar üzerinde sıklıkla durulur. Psikolojik durumlara felsefi açıdan yaklaşmaya çalışan bu kuram anksiyeteye yani kaygıya büyük önem verir. Varoluşsal kaygılar üzerinden kişiye yol göstererek psikopatoloji semptomlarını iyileştirmek üzerine oluşturulmuştur.

Varoluşçu terapi psikanaliz vb. gibi tek bir terapi tekniğine değil, insana yararlı olabilecek bütün tekniklerin kullanılmasını içerir. Kurallar içeren bir terapi tekniği olmaktan ziyade insan tecrübelerinin farklı bir biçimde yorumlanmasıdır.

Varoluşçu terapide insanların bilinçli olduğu ve sorgulama yetisinin var olduğu temeldedir. İnsanların ‘’Ben kimim?’’, ‘’Hayatın amacı ne?’’ gibi soruları cevaplamasına yardımcı olur.

Varoluşçu Terapinin Gelişimi

Varoluşçu psikoterapinin kökleri 1800’lerden kalma felsefede ve daha da önemlisi çalışmaları insan varoluşu olan filozoflarda yatmaktadır. Varoluşçu terapi ile en çok ilişkilendirilen filozoflar Søren Kierkegaard ve Friedrich Nietzsche’dir. Bu iki büyük düşünür kendilerini gerçekliğin keşfine ve nasıl deneyimlendiğine adamışlardı.

Nietzsche özgür irade ve kişisel sorumluluk fikrini ortaya atarken Kierkegaard, insan hoşnutsuzluğunun ancak içsel bilgelik yoluyla üstesinden gelinebileceğini kuramlaştırdı. 1900’lere gelindiğinde Sartre ve Heidegger gibi filozoflar, iyileşme sürecinde yorumlama ve araştırmanın rolünü keşfetmeye başlamışlardı.

Sonraki birkaç on yılda, diğer çağdaşlar, psikolojik iyi oluşa ulaşmak açısından ‘deneyimlemenin’ önemini kabul etmeye başladılar.

Varoluşçu Terapi Hangi Hastalıklarda Kullanılır?

Varoluşçu terapi, aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli semptomları olan kişiler için faydalı olabilir:

  • Kaygı (Anksiyete) bozuklukları
  • Bağımlılık ve madde kullanım bozuklukları
  • Depresyon
  • Travma sonrası stres bozukluğu

Varoluşçu Terapi Hastalık Dışında Hangi Alanda Kullanılır?

  • Yaşamı anlamsız bulan
  • Hayatını ve kendisini sorgulayan
  • Varoluşunu sorgulayan
  • Gelişimsel kriz yaşayan
  • Yas ve kayıp yaşantısı olan
  • Ölüme yakın deneyimler yaşayan
  • Önemli yaşamsal kararlar verme durumunda olan bireylerde kullanılabilir.

Varoluşçu Terapistler Hangi Teknikleri veya Yöntemleri Kullanır?

Varoluşçu terapi kendisini ağırlıklı olarak önceden belirlenmiş herhangi bir teknik(ler) temelinde tanımlamaz. Gerçekten de, bazı varoluşçu terapistler, bu tür uydurma yöntemlerin terapötik ilişkinin temel insani niteliğini, bütünlüğünü ve dürüstlüğünü azaltabileceği endişesiyle herhangi bir teknik müdahalenin kullanımından tamamen kaçınırlar. Bununla birlikte, neredeyse tüm varoluşsal çalışmalarda ortak olan tek terapötik uygulama, fenomenolojik yöntemdir. Burada terapist, süreçle ilgili tüm önyargıları geçici olarak bir kenara bırakmaya çalışarak her terapötik karşılaşma sırasında mümkün olduğunca tam olarak mevcut, meşgul ve beklentilerden uzak olmaya çalışır. Amaç, belirli bir deneyimin bu belirli kişi için hayatının bu belirli zamanında ne anlama gelebileceğine dair daha net bir derinlemesine anlayış ve kabul kazanmaktır.

Birçok varoluşçu terapist, empatik düşünme, Sokratik sorgulama ve aktif dinleme gibi temel becerilerden de yararlanır. Bazıları ayrıca psikanaliz, bilişsel-davranışçı terapi, kişi merkezli, somatik ve Gestalt terapi gibi diğer terapilerden türetilen çok çeşitli tekniklerden yararlanabilir. Bu teknik esneklik, bazı varoluşçu pratisyenlerin, belirli yanıtı veya müdahaleyi danışanın özel ihtiyaçlarına ve sürekli gelişen terapötik sürece uyarlama özgürlüğüne izin verir.

Varoluşçu Terapi Örneği

Varoluşçu bir terapist, danışanın AIDS teşhisinin onu ölüm olasılığıyla yüzleşmeye ve dolayısıyla yaşamın kendisine yüklediği sorumluluklarla yüzleşmeye zorladığını anlamasına yardımcı olabilir. Terapist bunu, hayatının (herkesinki gibi) sonlu olduğunu anlamasına yardımcı olarak başarabilir. Bu nedenle hayatından anlam çıkarmaya, ilişkileri ve madde bağımlılığıyla ilgili seçimlerle başa çıkma (ya da uğraşmama) yolları hakkında zor kararlar vermeye zorlanır.

Terapinin odak noktası, danışanın yaşamak istediği hayatı seçmek olacaktır. Terapist, hayatının geri kalanında anlam bulabilmesi için kaygıyla yapıcı bir şekilde başa çıkmasına yardımcı olacaktır. Bu, onu seçimlerinin yazarlığını üstlenme mücadelesine dahil ederek başarılabilir. Karşılaştığı seçim senaryolarını “oynamaya” ve beraberindeki korku ve endişeleri kabul etmeye teşvik edilebilir. Ona, “Korkularını kocanla paylaşmaktan ve onun desteği olasılığını kabul etmekten seni alıkoyan nedir?” diye sorulabilir. veya “Çocuklarınıza olan sevginizi ifade ettiğinizi ve yaptığınız hatalardan dolayı pişmanlık duyduğunuzu hayal edin.” Böylece terapist, ölüm karşısında zor seçimler yapmanın aslında bütünlüğü ve anlamı bulmanın bir yolu olduğunu anlamasına yardımcı olacaktır.

Varoluşçu Terapiyi Diğer Terapilerden Farklı Kılan Nedir?

Felsefi dünya görüşü, fenomenolojik duruş ve hem terapötik ilişki hem de gerçek deneyim üzerindeki temel vurgunun kombinasyonuna ek olarak, varoluşçu terapi genellikle psikopatolojiyi teşhis etmeye ve diğer terapi biçimlerine göre kendi başına hızlı semptom giderme sağlamaya daha az odaklanır. Bunun yerine, kaygı, depresyon veya öfke gibi rahatsız edici “belirtiler”, mevcut koşullara ve kişisel bağlamsal geçmişe potansiyel olarak anlamlı ve anlaşılır tepkiler olarak kabul edilir. Bu nedenle, varoluşçu terapi öncelikle bu rahatsız edici fenomenleri derinlemesine deneyimlemek ve keşfetmekle ilgilenir: onları hemen bastırmaya veya ortadan kaldırmaya çalışmak yerine doğrudan boğuşmayı. Bununla tutarlı olarak, varoluşçu terapi, spesifik veya davranışsal olarak hedef odaklı olmaktansa daha keşfedici olma eğilimindedir. Temel amacı, birinin öznel acı deneyimini analiz etmek, açıklamak, tedavi etmek veya “tedavi etmek” yerine netleştirmek, anlamak, tanımlamak ve keşfetmektir.

4 Temel Varoluşsal Tema

1 – Özgürlük

Varoluşçu terapide özgürlük kavramında dışarıya çıkıp istediğini yapmak vb. gibi bir özgürlükten bahsedilmez. Burada bahsedilen özgürlük, hayatlarımızı kendimiz yazmamızdır. Hayat sınırsızdır ve kendi seçimlerimizden kendimiz sorumluyuz. Tabii ki limitsiz bir özgürlük beraberinde birçok problem de getirecektir. Erich Fromm bu durumdan ‘Özgürlükten Kaçış’ isimli kitabında ‘’teslim olma arzusu’’ olarak bahsetmiştir. Kendi yaptıklarımızın yükümlülüğünü sırtımızda taşımamız bizim için yoğun bir kaygı yaratır. Kaderden bahsetmek bu sorumluluklardan bir kaçış, bir kendini aklama eylemidir.

2 – İzolasyon

İzolasyon varoluşçu terapide en basit anlamıyla evrende yalnız olmamızdan bahseder. Diğer insanlarla etkileşimde olmamıza rağmen genel bir çerçeveden baktığımızda evrende başka varlıklar olduğunu söyleyemiyoruz. Varoluşçu terapide bu izolasyonun yani yalnızlığın, kaygı duygusunun temeli olduğu söylenir.

Varoluşçu terapinin öncülerinden olan Yalom, eşini kaybetmiş kişilerin en çok da hayatta ne yaptıklarını, eve ne zaman döndüklerini, ne zaman uyuduklarını vb. görecek hiç kimsenin olmamasından yakındıklarından bahseder.

3 – Anlam

Herkes hayatta kendi anlamını bulmalıdır, başka kimse onun için bulamaz. İçimizde  yaşamımızın anlamını sorgulamalı ve buna göre bir yol çizmeliyiz.

‘’Yaşamak için hiçbir sebebim yok.’’

‘’Neden bu acıya katlanmayı devam ettireyim?’’

‘’İçimde büyük bir boşluk hissediyorum.’’

Varoluşçu psikoterapi işte tam da bu soruların yanıtını bulmak için yardımcı olur. Terapist, danışanla beraber onun içsel dünyasına yolculuk yaparak gerçekten ne istediğini bulmaya çalışır. Ona yaşamla ilgili sorular sorar, eski hedeflerinden bahsettirir. Bunları düşünürken danışan daha önce geçmediği içsel yollarından geçer. Ne istediğini bulur ve bu cevapları hayatının her alanında uygulamaya başlar. Uyguladıkça yaşama olan inancını ve isteğini geri kazanır ve içindeki boşluk hissinden kurtulmuş olur.

4 – Ölüm

Yukarıda bahsedilen bütün kavramlardan farklı olarak insanı en derinden yaralayan ‘’ölüm’’dür. İnsanın öleceğinin farkında olması kaygı duygusunun yanısıra iz bırakma çabasını da uyandırabilir. Ölüm kaygısı psikolojik yapıları ele geçirirse zihin darmadağın olur. Ölüme ilişkin korkularımız bizi hayatta tutar. Bir şeyler başarma, yeni tecrübeler edinme gibi davranışlarımızı tetikler. Varoluşçu psikoterapiye göre ölüm, yaşamanın temel koşuludur. Çünkü ölüm olmazsa yaşamın bir anlamı olmaz ve yaşamak için bir çabamız da olmaz. Varoluşçu terapist danışanının kaçınılmaz olan ölümü kabullenmesi için yardımcı olmak zorundadır. Danışanına ölümün doğallığını kabul ettirmek ve anlamlı bir hayat yaşayarak ölümden korkmamanın yollarını keşfetmek varoluşçu terapistin en temel görevidir.

Varoluşçu Terapinin Kabul Ettiği Önermeler

Varoluşçu terapi bu 6 önermeyi kabul eder:

  1. Tüm insanlar bir öz farkındalık kapasitesine sahiptir.
  2. Özgür varlıklar olarak, herkes özgürlüğün getirdiği sorumluluğu kabul etmelidir.
  3. Her insanın, yalnızca başkalarıyla olan ilişkileri yoluyla bilinebilecek benzersiz bir kimliği vardır.
  4. Her insan kendini sürekli yeniden yaratmak zorundadır. Hayatın ve varoluşun anlamı asla sabit değildir; sürekli değişir.
  5. Kaygı, insan olmanın bir parçasıdır.
  6. Ölüm, yaşama anlam katan temel bir insanlık durumudur.