25 Mart 2021

Yaşlılık Olgusu ve Yaşlılıkta Aile İlişkisi

ile admin

İçindekiler

YAŞLILIK OLGUSU ve YAŞLILIKTA AİLE İLİŞKİLERİ 2

1. YAŞLILIK VE YAŞLANMA NEDİR? 2

2. TÜRK AİLESİNDE YAŞLININ YERİ 2

3. MODERN TOPLUMLARDA YAŞLININ TARİHSEL BOYUTU 3

4. YAŞLILIK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ 3

4.1 Yaşlılık Dönemi Sosyal Özellikleri 3

4.2 Yaşlılık Dönemi Psikolojik Özellikleri 3

4.3 Yaşlılık Dönemi Fiziksel Özellikleri 4

5. YAŞLILIKTA AİLE İLİŞKİLERİ 4

Başvurular 6

YAŞLILIK OLGUSU ve YAŞLILIKTA AİLE İLİŞKİLERİ

1. YAŞLILIK VE YAŞLANMA NEDİR?

Yaşlılığın tanımı ve açıklamaları farklı bilimsel yaklaşımlara ve toplumlara göre farklılıklar göstermektedir.

Yaşlılık; bireyin fiziksel ve bilişsel yönden gerileme yaşadığı, sağlığın, üretkenliğin, yakın ilişkilerin, sosyal yaşamda hareketliliğin azaldığı ve bu döneme özgü sorunların yaşandığı evredir (Konak ve Çiğdem, 2005).

Yaşlılık döneminde vücutta yavaşlama, hareketlerde zorlanma görülmesinin yanı sıra yaşlı birey edindiği yaşam deneyimleri ve bilgi birikimiyle diğer insanlar için yol gösterici olmaktadır. Ayrıca algı, öğrenme, kişilik özelliklerindeki değişimler yaşlılığın psikolojik etkilerinin de olduğunu göstermektedir (Yahyaoğlu, 2013). Bu doğrultuda yaşlılığın sosyal, psikolojik, fizyolojik ve biyolojik boyutta yaşandığını söylemek mümkündür.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hayat tablolarının 2015 yılı sonuçları ülkemizde 65 yaşında olan bir kişinin geriye kalan yaşam süresini ortalama 17,8 yıl olarak gösteriyor. (Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK], 2015).

2. TÜRK AİLESİNDE YAŞLININ YERİ

Pederşahlık devrini yaşamadan pederi yapıya geçen Türk toplumunda büyüklere verilen önem yaşlıları da yaşlarının yanında yaşanmışlıkları, toprağın işlenişi ve hayatın işleyişine yönelik bilgileri sebebiyle önemli derecede saygı duyulmasını da zorunlu hale getirmiş, ataerkil ideolojinin hâkim hale gelmesiyle de toplum ve ailede mutlak söz sahibi ailenin en yaşlı erkeği olmuştur. Bu durum aileyi ve yaşanılan ortamı ilgilendiren konularda son sözü en yaşlı erkeğin söylemesi itibariyle yaşlılarla beraber yaşamayı gerekli kılmış ve geniş aile terimi ortaya çıkmıştır. Fakat Sanayi Devrimi ve endüstriyelleşmenin tüm toplumları etkisi altına alması Türk toplumunu da etkilemiş, kırdan kente göç ve kadının ev dışında iş hayatına girişi ile çekirdek aileye dönüşen aile yapısı toplumun düşünce yapısındaki yaşlı konumunu eski dönemlere nazaran büyük ölçüde değiştirmiştir. Bu durum yaşlı bakım hizmeti veren kurum, kuruluşların artmasına ve yaşlı refahı üzerine yapılan çalışmaların çeşitlenmesine sebep olmuştur. 

3. MODERN TOPLUMLARDA YAŞLININ TARİHSEL BOYUTU

Sanayi Devrimi sonrası endüstrileşme süreci, toplumlardaki sosyo-ekonomik değişimler aile yapısını da etkilemiş, kırdan kente göç ile birlikte geniş aile yapısı yerini çekirdek aile yapısına çevirmeye başlamıştır. Ailelerin küçülmeye başlaması ekonomik özellikleri de değiştirmekte bunun neticesinde yeni değerler ortaya çıkmaktadır. Ekonomik bağımsızlık ve kadının ev dışında çalışma ortamına girmesi bu anlamda en önemli örnekler arasında sayılabilir. Makineleşme süreci öncesi kır hayatındaki büyük oranda bilgi ve tecrübeleri kaynaklı saygı gören ve aile ortamında ihtiyaç duyulan yaşlılar, kente göç sonrasında etkin bir ekonomik role sahip olamamış bu durum da akrabalık ilişkilerinin, aile içi bağların zayıflamasına sebep olmuştur. Değişen değerler kuşaklararası çatışmalara neden olmakta, sosyal güvenlik sistem kapsamlarının sınırlılığı yaşlı bakımı konusunda ailelere ekonomik güçlükler yaratmaktadır.

Önceki dönemlere nazaran şu anki dönemde yaşlılık aile ve topluma birer yük gözüyle bakılan, sosyal işlevsellikten uzak bir olgudur.

Aile ve toplum yapısında meydana gelen hızlı değişimlere ayak uydurmakta zorlanan yaşlıların gerek fiziksel olarak dirençlerinin düşmesi gerek sosyal işlevselliklerindeki azalma hissi gerekse de emeklilik sürecine uyum sağlamakta güçlük çekmeleri sosyal yaşamlarını kısıtlamaktadır.

4. YAŞLILIK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ

4.1 Yaşlılık Dönemi Sosyal Özellikleri

Yaşlılık döneminin sosyal özellikleri toplumdan topluma değişim göstermektedir. Buna rağmen bu dönemde yaşanan bazı değişimler çoğu yaşlıda görülür. İnsanlar yaşamları boyunca belli bir düzene alışırlar. İş, gelir durumu, sağlık, sosyal hayat vb. konularda hep bir meşguliyetleri söz konusudur. Fakat yaşlılık döneminde tüm bu alanlarda sosyal bir geri çekilme meydana gelebilmektedir. Emeklilik sonrası, iş hayatındaki statü kaybı kişinin sosyal çevresinde ve aktivitelerinde de bir daralmaya sebep olabilmektedir. Eğer yaşlı birey o zamana kadar iş, sosyal çevre, aile ve arkadaşlık ilişkilerinde mutluysa yaşlılık dönemi bütün bu ilişkilerin genelinde mutsuzluk deneyimleri olan bir yaşlıya göre daha olumlu geçebilmektedir. Çünkü ilk örnekteki yaşlı bireyler diğerlerine göre yaşamdan yeterli doyumu sağlamışlardır.

4.2 Yaşlılık Dönemi Psikolojik Özellikleri

Yaşlılık dönemlerinin kaçınılmaz süreçlerinden biri olan psikolojik yön, genelde kişinin ruhsal davranışlarında gözlenen ve bilişsel becerilerinde meydana gelen değişimlerle ilgilidir. Ruhsal davranış değişimleri ile baş etme becerileri, duygu durum gibi çeşitli nitelikler kastedilmektedir. Bilişsel beceriler ise bellek, akıl yürütme, öğrenme, zekâ, dikkat gibi alanlardaki değişiklikleri içermektedir. Psikolojik yaşlanmayı yaşlının fiziksel kayıpları ile birlikte oluşan, yaşa bağlı olarak gelişen, davranışsal uyum yeteneğindeki değişimler oluşturur (Karakaş ve Durmaz, 2017).

Yaşlılık döneminin psikolojik sorunlarından biri sosyal işlevsizlik düşüncesi sonucu içe kapanma ve bu durum neticesinde benmerkezci davranmaya olan eğilimdir. Yaşlı birey geçmişinde belki var olan belki de yeni ortaya çıkacak olan cimrilik, tutuculuk gibi davranışlar sergileyebilmektedir. Yaşlandığını hisseden birey geriye dönüp bakmakta ve kayıp kazançlarını değerlendirme ihtiyacı hissetmektedir. Erikson bu dönemin psikososyal krizini “ego bütünlüğü ve umutsuzluk” olarak özetlemiştir. Bireyin belleğinde oluşan zayıflık, bedeninde meydana gelen güç kaybı ve sosyal işlevsellik ile ilgili kayıpları ego bütünlüğüne tehdit oluşturmaktadır. Zaman ve enerji kaybına eşlik eden çevredeki kişilerin azalması üzüntüsü, geçmişte kazanılmış kimliklerde kayıplarla birlikte yaşlıya stres kaynakları oluşturur. Yaşlıda üretkenlik azalır, özerklik duygusu kaybolmaya ve yaşlının hayata bakışında umutsuzluklar oluşmaya başlar. Yaşlılarda görülen umutsuzluğun sebepleri arasında çocukların evden ayrılışı, emeklilik, ölümün yaklaşması, sosyal çevrede yaşanılan kayıpların artışı, sosyal becerilerde zayıflama ve bağımlılık sayılabilir.

4.3 Yaşlılık Dönemi Fiziksel Özellikleri

Yaş kavramının kronolojik ve biyolojik olarak ayrımı, kronolojik yaş yaşlı bireylerde aynı da olsa biyolojik olarak farklılık göstermeyi mümkün kılmaktadır. Bu durumu etkileyen faktörler çok çeşitlidir ancak stres, çalışma ve yaşam şekli, genetik, çevresel özellikler ve bozulan sağlık bu faktörlere örnek olarak gösterilebilir.

5. YAŞLILIKTA AİLE İLİŞKİLERİ

Gordon (1994; Akt: İçli 2002: 262)’a göre yaşlı bireylerin yaşamlarını anlamlandırmalarını etkileyen faktörler büyük ölçüde eşleri ve çocukları ile birlikteliklerine bağlıdır. Endüstrileşen dünyada aile içinde yaşlının yeri her ne kadar azalmış olsa da kırsal alanda ailesi ile yaşayan yaşlılar kentlerdekine göre verilen değer ve saygı açısından daha avantajlı konumdadır. Aile üyeleri tarafından görece daha desteklenen yaşlılar, hem etraflarından daha fazla saygı görebilmekte hem de uzun yıllar aile içindeki mevcut üst düzey konumlarını koruyabilmektedirler. Geleneksel aile düzeyinde yaşlı, kent ailesindeki konumunun aksine prestij ve otorite sahibidir.

Ancak gerçekte, yaşlı üye de gerek kırsal alanda gerekse kentte yaşasın,

-çocuk bakımı,

-fiziksel gücü oranında evle ilgili faaliyette bulunma,

-aile gelirini düzenlemede yardımcı olma,

-evde bulunma,

-üretim faaliyetlerine katılma,

-aile içinde insan ilişkilerini düzenleme,

-dini ve evrensel konularda rehberlik etme ve 

-manevi alanda yerine getirdiği destekleyici roller gibi pek çok görevi üstlenerek aileye birçok konuda yardımcı ve destek olmaktadır. (Emiroğlu, 1985, 20)

Tüm bunlara rağmen yaşlıların aileleri ile aynı evde oturmuyor oluşu aile bağlarında kopukluk olduğuna kanıt gösterilemez. Gelişen teknoloji ve ulaşım imkânları aile-yaşlı arasındaki fiziksel uzaklığın ailevi ilişkiler üzerindeki ayırıcı etkisini önemli ölçüde azaltmış ve yaşlı ve ailesi arasındaki uyumlu ilişkinin devamlılığını sağlar hale getirmiştir.

Dışarıdan bakıldığında istikrarlı bir hal gibi görülen yaşlı ve yetişkin çocukların bir arada yaşıyor oluşu, aslında otoritenin tek elde toplanması sebebiyle gerilim oluşturabilir. Yaşlı ve yetişkin çocuk arasında bağlantı kurmada çok önem arz etmeyen bir durum olan birlikte yaşamak aile bağlarının kuvvetli olduğunu göstermez. 

İster farklı ortamlarda ister aynı evde yetişkin çocuklar ve onların ailesiyle birlikte yaşanıyor olsun toplumda aile üyeleri ve yaşlı arasında sürdürülen ilişkilerin güvenli, düzenli ve olumlu sürdürülmesinde etkili olan bazı görevler;

-yaşlılığın gerektirdiği değişimi biyopsikososyal açıdan detaylı şekilde değerlendirilip toplumun uzmanlar aracılığı ile bilgilendirilmesi ve toplum tarafından öğrenilmesi,

-yaşlılığa olan bakışın, çalışmaların, uygulamaların bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi,

-geleneksel aileden çekirdek aileye geçiş sonucu yaşlılığın aileye getirdiği sorumluluk ve yaşlılık dönemine uyum sağlamanın önemi ile ilgili yaygın bilinçlendirmelerin ve uygulanacak evde bakım uygulamalarının denetiminin bu alanda çalışan profesyoneller ile yapılması gereklidir (Güven, 1999)

Yapılacak uygulama ve bilinçlendirmeler ailelerin ve dolayısıyla toplumun yaşlıya ve yaşlılığa bakış açısını zenginleştirecek, böylece yaşlıların değişen düzene uyumu ve sosyal refah seviyelerinde gelişim gösterilmesi sağlanacaktır.